Bağlantıları atla

Çok Kültürlülük | Haritalama Raporu

Asimile etme ve marjinalleştirme tutumlarına karşı politik ve kültürel duruşun bir ifadesi olan çok kültürlülük tartışmaları, modern toplumun eşitlikçi tutum adı altında yarattığı eşitsiz duruma karşı post-modern duruşu sembolize etmektedir. Ayrıca, her kültürün vazgeçilmez olduğu ve farklı kültürlerin barış içinde birlikte yaşayabileceği fikri, çok kültürlülüğün temel argümanlarından biri olarak kabul edilmektedir.

Çağdaş siyaset söyleminde ve siyaset felsefesinde çok kültürlülük fikri, kültürel ve dini çeşitlilik ile ilişkili zorlukların nasıl anlaşılacağı ve bunlara nasıl yanıt verileceği ile ilgilidir. “Çok kültürlü” terimi, genellikle bir toplumdaki çeşitlilik gerçeğini karakterize etmek için tanımlayıcı bir terim olarak kullanılır, ancak bunu takiben odak noktası Batının liberal demokratik toplumları bağlamındaki kuralcı kullanımıyla alakalıdır. Bu terim her ne kadar çeşitli kuralcı iddiaları kapsasa da, çok kültürlülüğün savunucularının, azınlık grupların baskın kültüre asimile olmaları beklenen “eritme potası” idealini, bu azınlık grupların kendine özgü kolektif kimliklerini ve uygulamalarını koruyabilecekleri bir ideal lehine reddettiğini söylemek adil olacaktır. Göçmenler söz konusu olduğunda, savunucular çok kültürlülüğün göçmenlerin topluma entegrasyonuyla uyumlu olduğunu, buna karşı olmadıklarını ve aslında çok kültürlülük politikalarının göçmenler için daha adil entegrasyon koşulları sağladığını vurgulamaktadır.

Modern devletler, tarihsel olarak onları meydana getiren baskın grupların dil ve kültürel normları etrafında düzenlenmiştir. Azınlık kültür gruplarının üyeleri, sosyal pratiklerini, baskın grupların üyelerinin yapmadığı şekillerde sürdürmede engellerle karşılaşmaktadır. Bazı teorisyenler, azınlık gruplarını devlet müdahalesinden arındırarak tolere etmeyi savunmaktadır (Kukathas[1] 1995, 2003). Diğerleri ise grup farklılıklarına sadece hoşgörü göstermenin, azınlık gruplarının üyelerine eşit muamele etme konusunda yetersiz kaldığını iddia ediyor. Gereken şey, çok kültürlülüğün önde gelen teorisyenlerinden Will Kymlicka[2] tarafından “gruplara göre farklılaştırılmış haklar” (1995) olarak adlandırılan azınlık grup uygulamalarının tanınması ve olumlu uyumlaştırılmasıdır. Dini inançları nedeniyle genel olarak geçerli kanunlardan muaf tutulan veya eğitimde ve oylamada dil uyumu arayan bireylerde olduğu gibi, gruplara göre farklılaştırılmış bazı haklar, azınlık gruplarının bireysel üyeleri tarafından elde edilebilmektedir. Gruplara göre farklılaştırılmış diğer haklar, münferit olarak üyelere değil grubun kendisine aittir; bu tür haklar, kendi kaderini tayin hakkını talep eden yerli gruplar ve azınlık milletlerde olduğu gibi, tam anlamıyla “grup hakları” olarak adlandırılır. İkinci bağlamda, çok kültürlülük milliyetçilikle yakından bağlantılıdır. Çok kültürlülük, Afrikalı Amerikalılar, kadınlar, LGBT bireyler ve engelliler dahil olmak üzere çok çeşitli marjinalleştirilmiş grupların ahlaki ve politik iddialarını karakterize etmek için bir şemsiye terim olarak kullanılmıştır (Glazer 1997, Hollinger 1995, Taylor 1992). Bu durum, tarihsel olarak marjinalleştirilmiş grupların başarılarının tanınması için okul müfredatının çeşitlendirilip çeşitlendirilmeyeceği ve nasıl çeşitlendirileceği üzerine 1980’lerde yapılan tartışmalar için geçerlidir. 1980’lerin sonlarında ve 1990’ların başlarında ortaya çıkan çağdaş çok kültürlülük teorileri, argümanlarını etnik ve dini azınlıklar olan göçmenler (örneğin, ABD’deki Latinler, Batı Avrupa’daki Müslümanlar), azınlık uluslar (örneğin Katalanlar, Bask, Galler, Québéc) ve yerli halklar (örn. Kuzey Amerika, Avustralya ve Yeni Zelanda’daki yerli halklar) üzerine yoğunlaştırmaktadır. Göreceğimiz gibi, kuralcı iddiaların çeşitliliği okul müfredatında temsil konusunun ötesine geçmektedir.[3]

Çok kültürlülük sonrası literatürün çoğunda, bu kavram çok etnik yapılı bir toplumda var olan gelenekleri, görenekleri, müziği ve mutfağı kabul etmeye ve kucaklamaya teşvik eden etno-kültürel çeşitliliğin iyi hissettiren bir kutlaması olarak nitelendirilmektedir [4].

Bununla birlikte, hem teorik hem de politika açısından üzerinde mutabık kalınan tek bir çok kültürlülük söylemi hâlâ bulunmamaktadır. Örneğin, Kuzey Amerika’da çok kültürlülük, Yerliler veya Québécliler gibi bölgesel talepleri olan toplulukları ifade eder. Bu topluluklar, yalnızca tek uluslu bir Kuzey Amerika’da farklı bir etno-kültürel topluluk olarak değil aynı zamanda çok uluslu bir Kuzey Amerika’da ayrı milletler olarak görülmek istiyorlar.

Öte yandan, Avrupa’da çok kültürlülük, Kuzey Amerika’dan daha dar bir kavramı ifade eder. Göçmenlik sonrası yerleşim ve bu yerleşime ilişkin siyaseti ifade eder. Batı Avrupa’da “göç”, “kültür” gibi terimler genellikle Müslüman nüfusa atfedilmektedir.

Haritalama Raporu çok yakında www.mumkun.org’ta!
— 

[1] Chandran Kukathas (1957 doğumlu) Malezya doğumlu bir Avustralya siyaset teorisyeni ve kitap yazarıdır. Siyaset Teorisi Kürsüsüne sahip olduğu London School of Economics’te Bölüm Başkanıdır.

[2] William Kymlicka (1962 doğumlu), çok kültürlülük ve hayvan etiği üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Kanadalı bir siyaset filozofudur. Şu anda Kingston’daki Queen’s Üniversitesi’nde Siyaset Felsefesi alanında Felsefe Profesörü ve Kanada Araştırma Başkanı ve Budapeşte, Macaristan’daki Central European University’de Milliyetçilik Çalışmaları programında Misafir Profesördür.

[3] https://plato.stanford.edu/entries/multiculturalism/

[4] https://onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1111/issj.12188 , Will Kymlicka

Yorum Bırakın

Close Bitnami banner
Bitnami