Bağlantıları atla

“Bir Arada Yaşam: Beraber Mümkün”, 5 Kasım 2019

Yaşama Dair Vakıf (YADA Vakfı) ve Sivil Sayfalar olarak düzenlediğimiz, Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Türkiye ve AB’de Sivil Toplum Kuruluşlarının Çok kültürlülük Yaklaşımının Güçlendirilmesi” projemiz kapsamında düzenlediğimiz etkinlik serimizin devamında gelen “Bir Arada Yaşam: Beraber Mümkün” başlıklı atölyemizde; birlikte yaşamın olanaklarını, önündeki engelleri ve birlikte mücadele alanlarını konuşmak için 5 Kasım 2019 tarihinde Gaziantep’te toplandık.

“Bir Arada Yaşam’’ ve ‘‘Sivil Diyalog” konulu ‘Mümkün’ atölyesinde Türkiye’de kadın, çocuk, çevre, mülteci, eğitim gibi farklı temalarda faaliyet gösteren sivil toplum temsilcileriyle ‘bir arada yaşam ve çok kültürlülük’ konularına yönelik problemler konuşuldu, cevap ve çözümler arandı.

Atölye; YADA’dan Rümeysa Çamdereli’nin katılımcılara hem kurumlarının hem de kendilerinin bireysel tecrübelerinden, hangi alanlarda ve nasıl engellerle karşılaştıklarını sorması ile başladı. “Nasıl bir ortamda bir arada yaşamak isteriz, elimizde nasıl bir ortam var ve üzerinde nasıl çalışabiliriz” soruları sorularak atölye başlatıldı.

Bahsedilen problemlerden ilki, Türkiye’deki Suriyeli mültecilere “zaten gidecekler” algısı ile problemlerine ya çözüm yolu aranmaması ya da iletişim kurmaya çalışılmaması olarak söylendi. Buna karşılık olarak kısa kalmayı planlayıp sekiz yıldır Türkiye’de barınan ve artık burada çocukları olan ve yeni nesilleri Türkiyeli olan mültecilerden bahsedildi. Bunun için dilin çok önemli olduğundan ve küçük dil kurslarının yetmediğinden bahsedildi. Hatta burada doğan çocukların ne Arapça ne de Türkçeyi tam anlamıyla konuşamadıkları belirtildi.

Eşitlik kavramının üzerinde uzun süre duran katılımcılar, ‘Suriyeliler haklar açısından ne zaman Türklerle eşit görürler o zaman çözüme ulaşmaya başlarız’ diyerek mesleki, formel ve enformel alanlarda, hak ve benzeri konularda eşitlik ile çözüme ulaşılacağına ve ‘öteki’ gibi davranılmadığı müddetçe bir arada yaşamın mümkünatından bahsettiler.

Üzerinde durulan kavramlardan sosyal uyum öne çıkan temalardan biri oldu. “Neden beraber yaşıyoruz’u sormak yerine, nasıl beraber daha iyiyi yaşayabiliriz’i sormalıyız” diyen bir katılımcıya “gerçek sivil toplum aktörlerini bir araya getirecek ve aynı zamanda hak temelli ve eşitlikçi olunabilecek bir araca ihtiyacımız var” denerek uyum kavramı desteklendirildi.

Bu tema içerisinde başka bir görüş ise hep ülkeye gelen tarafın uyumundan bahsedildiğine ve aslında bu sosyalleşmeye dahil olan her bireyin uyumundan bahsedilmesi gerektiğine parmak bastı.

‘Bir arada nasıl yaşanmaz’ın birçok örneği var Türkiye’de. Hatta bir arada yaşamamak değil, bizzat yaşatmamak örnekleri gördük.

Türk toplumundaki ‘Suriyeli mülteci algısı’ üzerine uzunca konuşulan ve bir çok tecrübenin aktarıldığı bir konu oldu. “Nefret söylemleri Türkiye’de hiç kimsenin çok düşünerek yaptığı bir şey değil. Kulaktan duyma bilgiler ile hareket ediyorlar.” sözlerini söylen bir katılımcının görüşüne destek verererek -katılımcılar-;  mitler, efsaneler ve kulaktan duyma olaylardan ve tecrübelerden bahsetti.

Birçok STK’nın birçok Suriyeliye yardım etmeye çalışıyor olmaları fakat yalnızca projelerine koymuş oldukları sayısal hedef için sürekli benzer projeleri yapıyor oldukları konuşuldu.

‘Suriyeli mülteci’ kavramının tek bir kişi ya da tek bir tipi temsil etmediğini savunan bir katılımcı,

Mülteciler arasında sanki tek kültür varmış gibi, tek bir prototip varmış gibi konuşuyoruz hep. Bir çocuğun, bir göçmenin ya da bir LGBTİ bireyin deneyimi çok farklı oluyor göçmen olarak.

sözlerini söyledi.

‘Mağdur’ kavramı üzerinde duruldu ve bir mağdur görme durumunun hiyerarşiye dönüşebileceği hatta nefreti besleyebileceği söylenince parasızlık ve iş gibi konular açldı. Suriyeliler için ayrılan 40 milyar dolar’ın gerçekten büyük ihtiyaçlara değil de neredeyse hiçe gidiyor olması konuşulan konulardan biri oldu. Paranın mültecilerin lehine harcanmadığına dikkat çekildikten sonra, STK’ların da bu konuda sessiz kaldığı söylendi.

İş konusunda da eşitsizliklerden bahseden katılımcılar, mültecilere ucuz iş verilmesinden bahsederek bunun başarısız bir yöntem olduğunda hemfikir oldular.

 Mülteci yedek emek değildir.

sözleri söylendi.

Günümüz dünyasında mültecilik ve göç anlayışının hızla değiştiği ve son 50 yıllık göç deneyimlerinden farklı şeyler yaşadığımız üzerinde duruldu. Eskiden doğu ve batı bloğunun olduğu iki kutuplu dünyada, bloklar arası göçlerde her şeyin çok farklı olduğunu fakat bu deneyimlerin üzerine yeni şeyleri ekleyerek kaynak alınabileceği söylendi. Populist sol ve sağın mülteci düşmanlığı üzerinden yükselmesinden bahseden bir görüş; diğer tarafta da Şili’deki, Beyrut’daki yurttaş hareketlerinden bahsetti. Dünyanın her bir yanından birlikte yaşamak isteyen insanlar toplanıyor olduğunu da ekleyen katılımcı;

 Macaristan’dan Almanya’ya yürüyen mültecilere tekme atan insanlar da vardı, onla için battaniye ve yemek bırakanlar da.

sözlerini söyledi.

Başarılı göçmen kavramı üzerinde duran bir katılımcı; Birleşik Devletlerde ve Almanya’da bu birlikte yaşamın daha çok başarılı göçmen üzerinden gerçekleştiğine dikkat çekti. Mülteci adını negatif değil pozitif bir bir algı ile konuşmanın öneminden bahsedildi.

“Bir arada yaşamak ve birlikte yaşamak aynı şeyler mi, ya da diyalog kurmak zorunda mıyım, ya da neden birbirimizi anlamak, diyalog kurmak zorundayız?” soruları üzerine odaklanan bir katılımcı, iki farklı toplumun birbirine çok temas etmeden de çözüm bulunabileceğine ihtimal verdiğinden, bir noktada empati ve duygusallığı bir kenara bırakmak gerektiğinden bahsetti ve bu tür olayların hep ‘büyük olanın küçük olanı yutmasıyla’ gerçekleşmiş olduğunu savundu.

Atölyenin sonunda çözümün üzerine düşünülmesi gereken bir süreç olduğunu söyleyen Çamdereli, zorlayıcı bir çözüm üretim süreci olduğunu belirtti.

Yorum Bırakın

Close Bitnami banner
Bitnami