Bağlantıları atla

“Bir Arada Yaşam: Beraber Mümkün”, 25 Eylül 2019

Yaşama Dair Vakıf (YADA Vakfı) ve Sivil Sayfalar olarak düzenlediğimiz, Avrupa Birliği tarafından desteklenen “Türkiye ve AB’de Sivil Toplum Kuruluşlarının Çok kültürlülük Yaklaşımının Güçlendirilmesi” projemiz kapsamında düzenlediğimiz ilk etkinlik olan “Bir Arada Yaşam: Beraber Mümkün” başlıklı atölyemizde; birlikte yaşamın olanaklarını, önündeki engelleri ve birlikte mücadele alanlarını konuşmak için 25 Eylül 2019 tarihinde İstanbul’da toplandık.

“Bir Arada Yaşam’’ ve ‘‘Sivil Diyalog” konulu ‘Mümkün’ atölyesinde Türkiye’de kadın, çocuk, çevre, mülteci, eğitim gibi farklı temalarda faaliyet gösteren sivil toplum temsilcileriyle ‘bir arada yaşam ve çok kültürlülük’ konularına yönelik cevap çözüm arandı.

YADA’dan Rümeysa Çamdereli; ‘kimlik’ teması etrafındaki kuruluşların atölyesinin ve diyaloğunun  amaçlandığını, bu konu üzerine vakıf ve STK’ların gittikçe azaldığını ama bir arada yaşamın mümkün olduğuna inandığımız için bu projenin ortaya çıktığından bahsetti.

Atölyenin ana oturumu, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin kendilerini ve örgütlerini anlatmasıyla başladı. Örgütler çalışma alanlarını yarattıkları değişimleri ve deneyimlerini aktardılar. YADA Vakfı’ndan Rümeysa Çamdereli tarafından ‘Kendi temsil ettiğimiz kimlik gruplarının, gündelik hayatta,  daha görünür ya da görünür olmayan ayrımcılık tecrübeleri nedir?’ sorusu ile başladı.

İzmir’de Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği; istihdam, eğitim, akran zorbalığı ve dil problemlerinden  bahsetti. Kamusal alan içerisinde var olan mülteci araştırmalarından bahsederek sosyal hayatın her yönünde görmezden gelme ya da dışlama ve kötü görme gibi negatif yönlü bir çok söylemin varlığından söz etti. Bu ayrımcılığın yaş, cinsiyet fark etmeksizin var olduğunu söyledi. Ancak bunların yalnızca kulaktan dolma şeyler olduğunu vurgulayan dernek temsilcisi; Suriyeli mültecilerin gitmesi durumunda Türkiye ekonomisinin %3-4 oranında daralacağı, Zannedilenin aksine Suriyeli çocukların okul devamsızlığı yapmadığı; eğer yapıyorlar ise bunun nedeninin akran zorbalığı veya velinin okul içerisindeki manipülatör kişiliği olduğu, Anadilleri Arapça değil Türkçe olan yeni nesilin varlığından bahsedildi.

DİKAD, Diyarbakır’ın Sur ilçesindeki olaylardan kadınların nasıl etkilendiğini anlamak için 2016’da yaptıkları projeden bahsetti. Projeler çeşitlendikten sonra Sur’un artık politik değil sosyolojik bir kısmının da ortaya çıktığını söyleyen DİKAD temsilcisi, Sur’daki çocukların artık ‘Surlular’ diye etiketlenen yeni bir sosyal grup oldupunu ve okula gitmekte sıkıntı çektiklerini ve bu sıkıntının okul içerisindeki Sur’dan olmayan çocuklar ve aileleri tarafından ayrımcılık ve dışlama sebepli olduğunu belirtti. Bu olayı güçlünün güçsüze tahakkümü olarak tanımlayan temsilci, İnsanlar bir gün benim de başıma gelebilir düşüncesiyle bu insanlara yardım yapıyorlar ama özel alanlarında istemiyorlar; Kaygıyla yardım ediyorlarmış meğer, üzüldükleri için değil’’ diyerek ekledi.

Alevi Bektaşi Federasyonu, hem etnik hem din bazlı birçok kimlikten bahsetti. Aleviliği temel alarak Alevi Zazalar, Alevi Kürtler, kendini ‘Dersimliyim’ diye tanımlayan sosyal gruplardan söz etti. Bir taraftan diyanet işleri başkanının cemevinlerine sünni misyonerlik yapması ve diğer taraftan da İran tarafından ‘Şiileştirmek’ adına çalışmalar gelmesi arasında Aleviliğin sıkıştığından bahsedildi. Sünni-alevi ilişkilerinden bahseden dernek temsilcisi, “Sunni komşularımız aşuremizi almıyor.” dedi. Alevi şehitler konusuna dikkat çektikten sonra Alevi şehitlerin cenaze törenlerinin camilerde yapıldığını, cemevlerinde yapılan törenlere ise devlet erkanı katılmadığını söyledi. FETÖ zaten alevilerdir algısından ve berberinde TV kanallarının, derneklerinin kapanmaya başlamasından söz edildi. Bir sürü alevinin işinden atılması ve haksız yargılanmasından bahsedildi.

Havle Kadın Derneği, Müslüman kadınlar üzerinde durdu. Müslüman kadınların ayrımcılığa uğradığı bir yer olarak camiler örnek veren dernek temsilcisi, Camilerin hiçbiri kadınlara uygun tasarlanmadığını söyledi. Müslüman kadınlar ya da Müslüman kadın söylemleri de çeşitlilik gösterebileceğinin üzerine parmak bastı ve “Aynı zamanda feminist olmamız ve Müslüman olmamızla suçlanabiliyoruz.” Bu tarz farklı söylemler olduğu gibi; başörtüsünün ya da cuma namazının kadına farz olup olmadığı gibi, farklı düşünceler olabilir, dendi.

BERABERCE derneği “Türkiye’de herkes mağdur kimlik” argümanı üzerinde durdu. “Birileri sözünü o kadar yaftalayarak ve yukardan söylüyor ki, geriye kalanlar azınlık kalıyor. Yaşça büyük ve heteroseksüel erkeklerin domine etme isteği sadece söz ile değil beden diliyle de gösteriliyor.”diyerek üstten konuşma, domine etme üzerinde durdu. Azınlığı domine etmeye amaçlı çok büyük güçlü bir damarımız var olduğunu ve yenemediğimiz takdirde diyaloğun o kadar kolay olmayacağını söyledi.

Deizm Derneği, Türkiye içerisindeki deist bireylerin korku ve endişelerini dile getirmek istemeleri çünkü konuşacak kimseleri olmamasından bahsetti. Çok sık telefon aldıklarını fakat birçoğunun ya ismini söylemediğini ya da isminin söylenmemesini istediğini söylediği aktaran temsilci, Dine hiçbir bağlılığı olmayan ama aile zoruyla oruç tutan ya da imam hatip okullarının artmasıyla çok büyük sıkıntı yaşayan, ibadethaneye götürülme tehlikeleriyle baş başa olan bir sürü profilden bahsetti.

“Siyasi liderlerle kanalize olmuş artık din. Hükumet, tarikat liderleri olabildiğince çok argümanla saldırmak için din söylemlerinde bulunuyorlar. Belli ki bir arada yaşam diyoruz ama ne kadar çabalasak da, anlasak da bu hep toplum bazında kalıyor. Bunun siyaset ayağı, dinsel aktör ayağı ya da laikliğin önündeki şeyler engel oluyor hep. En büyük zorluğu siyasette din baskısında görüyoruz. 2000lerden önce inanç dile getirebilme ve şuanı karşılaştırdığımızda dinsel baskı şuan çok arttı.” dedi.

Bahai Toplumu temsilcisi Bahailikten biraz bahsettikten sonra Bütün bu kimliklerin var olduğunu kabul ettikten sonra bunun ötesine bakabilmek gerektiği, çünkü olayın ‘hepimiz insanız’ı anlayabilmekte olduğu söyledi.

Sıfır Ayrımcılık Derneği, Roman insanlar üzerinden problemleri dile getirdi. Roman çocukların çoğunun nüfus cüzdanı olmadığı, okula gitmesinler diye engelli raporu verildiği ve hatta bunun engelli yardımı aldıkları için ailelerin bile işine geldiğinden bahsetti. Barınmada çok zorluk yaşıyor oldukları ve kimsenin romanlara evini vermiyor olması dile getirildi. Yıkık dökük evlerde yaşamaya razı olan romanlara o evlerin bile verilmediğine dikkat çekti.

İHH, “Ülkedeki genel dinin siyasete bulaşması, aynı zamanda bizim de muhafazakar olmamız, insanların bizi aynı görüşte zannetmelerine yol açıyor.” diyerek insanların çoğunluğu ya da geneli de yanlış anladığından ve her genel grubun içindeki farklılıkları görmediklerinden bahsetti.

Atölyenin ikinci oturumu, Ana oturumda söz edilen ayrımcılık ve olayların derinine inerek, dernekler çözüm önerileri bulunması ile değerlendirildi.

Deizm Derneği temsilcisi, Siyasal otoritelerin dini söylemlerden kaçınması gerektiğinden bahsetti. İnsanların siyasi açıdan dinsel baskı görmeleri ve dinin siyasete dahil olduğu noktada bunun topluma, bireye ve aileye yansıdığı söyledi ve eğitim dahil her alanda seküler olunmasını önerdi.

“Sokakta vergisiz bir simitçi olsa herkes ses eder ve kapattırır fakat vergisiz Kuran kursu açılsa kimse ses etmez.”

İzmir’de Suriyeli Mültecilerle Dayanışma Derneği, entegrasyon kavramının öneminden bahsetti ve 3 ayrı ana düşünce tartışıldı: Bir düşüncenin entegrasyonu savunduğu ve mültecilerin Türk dili ve kültürünü benimsemesi gerektiğini ancak bu şekilde birlik olunabileceğini söyledi. Başka bir düşüncenin ise;  entegrasyonu savunmadığını ve bir yere entegre olurken kendi dil, din, kültüründen asimile edilebildiği öne sürüldü. Yeni doğanların ana dili ne olacak gibi konular tartışıldı. Başka bir düşünce ise bunlara ‘ortak bir kültür oluşturmak’ çözüm yolunu sundu.

Dernek temsilcisinin üzerinde durduğu bir başka çözüm ise “Başarılı göçmen”olgusu oldu ve

“Mülteci çözümü alman modelini örnek almaktır. Başarılı girişimci modeli üretiyorlar, işveren mülteci oluyorlar. Bizim de projemiz Türk ekonomisini güçlendiren mülteci girişimciler. Amerika’da da uygulanıyor bu sistem. Mültecinin ekonomiye katkısı ve başarılı mülteci profili ile var etmek.”

dedi.

Alevi Bektaşi Federasyonu, Diyanet’in tek bir yapı görmek istiyor olmasını eleştirerek

“Diyanet bizimle konuşunca siz de camiye gelin diyor. Alevilik kendi içinde bile farklı yaşanabilirken, farklı mezheplerin tek bir mezhebe uygun ibadet etmesini söylüyorlar.”

dedi. Farklılıklara saygı duyulmadığından bahsedildi.

Yorum Bırakın

Close Bitnami banner
Bitnami